Lalelerin kökeni nereye dayanır?

Amsterdam’dan olsun ya da olmasın laleler, Hollanda’nın yel değirmenleri ve sabolar kadar ünlü bir sembolüdür. Ama aslında lalelerin kökeni Hollanda değildir.\r\n\r\nLalelerin doğal habitatları dağlık arazilerdir\r\n\r\nHollanda’ya İstanbul’dan ilk lale, topu topu 1554’te getirilmiştir. Yabani\r\nlaleler güney Avrupa’da, Kuzey Afrika’da ve Çin’in kuzeydoğusuna kadar olan\r\nAsya’nın bazı kısımlarında bulunabilir. Lale hem Türkiye’nin hem de İran’ın\r\nmilli çiçeğidir.\r\n\r\nÇiçeğin ismi Türkçe den geliyor\r\n\r\nÇiçeğin ismi Farsça’da türban anlamındaki dulband kelimesinin Türkçe söylenişi\r\nolan tülbent kelimesinden gelir. Bu nedenle etimologlar henüz tam açmamış lale\r\nşeklinin türbana benzeyişini “hayali benzerlik” olarak adlandırırlar (ya da\r\nbelki de Türklerin geleneksel olarak başlıklarına bu çiçeği takmalarından dolayı\r\nolabilir).\r\n\r\nLaleler Nederland’da [Alçak Ülke] (böyle dememiz gerekiyor: “Hollanda” 12\r\nbölgeden sadece iki tanesini tanımlıyor) son derece popüler oldu, ama 17.\r\nyüzyılın büyük “lale çılgınlığı (tulipomania*)” hikayeleri şimdilerde kabak tadı\r\nverdi.\r\n\r\n*Tulipomania tabiri, Hollanda’da özellikle 1636-1637’de lale soğanına artan\r\nilginin lale fiyatlarında inanılmaz artışlara neden olmasına karşılık olarak\r\nkullanılmaktadır. Bu terim sonradan ekonomik patlamalar için bir metafor alarak\r\nda kullanılmıştır.\r\n\r\nDeutsche Bank’ta Küresel Strateji Başkanı olan Profesör Peter Garber’a göre,\r\nlale fiyatlarının ani düşüşü sonucu iflas etmiş insanlarla ilgili en çarpıcı\r\nhikayeler, temel olarak tek bir kitaptan kaynaklanmaktaydı: Charles Mackay’in\r\n1952’de basılan Extraordinary Popular Delusions & the Madness of Crouds\r\n(Olağanüstü Kitlesel Yanılgılar ve Kalabalıkların Çılgınlığı) kitabı. Bu durum\r\nHollanda hükümetinin lale spekülasyonuna engel olmak için korku hikayeleri\r\nyayarak uyguladığı katı ahlakçı kampanyanın da bir sonucuydu.\r\n\r\nLale fiyatlarının şişirilmiş olduğu (ve en değerlisinden bir bitki soğanının bir\r\nev fiyatında olabileceği) doğru, fakat başka ülkelerde başka bitkilerin daha\r\nbile yüksek değerlere ulaştığı birçok örnek vardır: Örneğin 19. yüzyıl\r\nİngiltere’sinde orkideler.\r\n\r\nGarber, Hollanda’daki bu spekülasyonun en çılgın zamanının “1637’nin kasvetli\r\nHollanda kışında bir ay süren bir hadise olduğunu… ve gerçek bir ekonomik\r\nsonucunun olmadığını” söylüyor.\r\n\r\nBugün, Hollanda yılda üç milyar lale soğanı üretip bunun iki milyarını ihraç\r\netmektedir\r\n\r\nKaynak: Takvim Gazetesi

Tarihsel ve Sanatsal açıdan Lâlemiz

Lalelerden takınır tacına gevher lale,\r\n\r\nŞah olurdur çemen iklimine benzer lale (Baki)\r\n\r\nLale, tarihsel süreç içinde Selçuklunun Osmanlı’nın elinde suya çizilen ebru\r\noldu. Saraylarda, camilerde çini oldu. Nakkaşların elinde taşlara işlenen figür\r\noldu. Yani Türk kültürünün ayrılmaz bir parçası oldu.\r\n\r\nLale, geçmişte ve günümüzde zarafetin, inceliğin ve masumiyetin bir sembolü\r\nolmuştur. Farsça “la’l” kelimesinin kırmızı anlamıyla ilişkilendirilen bu bitki,\r\nlale ismiyle şöhret kazanmıştır.\r\n\r\nOrta Asya’da, günlük yaşantıda kullanılan eşya ve aksesuarlarda lale motifini\r\nkullanan Türkler, kültürlerinin bir parçası olan laleyi 1071 Malazgirt\r\nSavaşı’ndan sonra Anadolu’ya getirmişlerdir. Orta Asya’dan gelen lale\r\nAnadolu’yu, Türk milleti de laleyi çok sevdi.\r\n\r\nFetih ile İstanbul’a gelen lale İstanbul’da çok sevilmiştir. Bir süre sonra lale\r\nözellikle İstanbul’un sembolü olmuş ve şehrin en değerli bitkisi sayılmıştır.\r\n‘Avni’ mahlasıyla şiirler yazan Fatih Sultan Mehmet divanında lalelerden de\r\nbahsetmiştir.\r\n\r\nKanuni Sultan Süleyman Döneminde lale bahçelerinin güzelliğinden etkilenen\r\nAvusturya elçisi Busbecq ile lale, Avrupa yolculuğuna başladı. Avrupalılar yeni\r\ntanıştıkları bu bitkiye Osmanlıların başlarına sardıkları tülbente atıf yaparak\r\n‘sarık biçimindeki çiçek’ anlamında “Tulipe” adını vermişlerdir.\r\n\r\nTürk şiirinde ilk defa Hz. Mevlana tarafından kullanılan lale, harflerinde nokta\r\nolmaması sebebiyle, lekesiz aşkın sembolü olarak görülmüş ve tasavvuf erbabı\r\ntarafından da İlahi aşkla özdeşleştirilmiştir.\r\n\r\nHem Avrupa’da hem de İstanbul’da daha çok saray ve zengin kesimlerin\r\nzevki haline gelen lale, harflerinin Allah lafzıyla benzerlik göstermesinden\r\ndolayı Anadolu halkı arasında da kısa sürede sevilmiş ve itibar görmüştür.\r\n\r\nDikensiz, gonca halinde ve parlak çiçeklere sahip olan lâleyi; şairler,\r\nsanatçılar, tasavvuf erbapları, edebiyatçılar, hükümdarlar, farklı manalara\r\nyorarak:\r\n\r\nAmber, âşık, damga, derviş, gerdanlık, güneş, güzel, hançer, sevgili,\r\nsürahi, süs, yıldız, gelin, yüz gibi anlamlar çıkarmışlardır.\r\n\r\nKısacası lale klasik kültürümüzde ve edebiyatımızda bir bitki ve süsleme unsuru\r\nolma özelliğini aşarak Türk ve İslam kültürünün en önemli göstergelerinden biri\r\nhaline gelmiştir.

Anadolu’nun Has Çiçeği: Lâle

Lâle, eskilerin çok sevdiği, yüksek mânâlar yüklediği bir çiçekti. Üstelik tarihte bir devre de adını vermişti. Gelin, lâlenin Anadolu’da başlayan, Avrupa’ya, hatta Amerika’ya kadar uzanan hikâyesine kulak verelim…\r\n\r\nÇiçek seven bir millet idik. Bahçedekilerle iktifa etmez; evlere, cam önlerine dikerdik. Çocuğuna bakar gibi bakardı annelerimiz, ninelerimiz. Hatta kerli ferli adamların hobisiydi çiçek yetiştirmek.\r\nElbiseler çiçek desenliydi. Sultan Fatih gibi ciddi bir şahsiyeti bile ressam elinde çiçek ile resmetmişti. Kızlara çiçek ismi verilirdi. Beyler, sarıklarına çiçek iliştirirdi. Hanımların mezar taşları çiçek motifliydi. Hâsıl çiçek hem etrafı süsler, hem de kalbleri yumuşatırdı. Osmanlı, bir çiçek medeniyetidir.\r\n\r\nLâle bizim sembolümüzdür\r\n\r\n\r\nHele iki çiçek vardır ki, eskiler buna ruhaniyet atfetmiştir.\r\nBiri gül, diğeri lâledir. Gül, Hazret-i Peygamber’i, lâle ise Cenab-ı Allah’ı sembolize eder. Rivayete göre gül, Hazret-i Peygamber’in nurundan yaratılmıştır. O’nun gibi kokar. Lâle ise, Allah lafzının yazılışına benzer. Üstelik Osmanlıca da ikisi de aynı harflerle yazılır.\r\nLâle, câmiyi andırır. Ortası kubbe, iki tarafındaki yapraklar ise minarelerdir. Ayrıca lâle, bir tek tohumdan yalnızca bir dal ve çiçek verdiği için Allah’ın birliğini temsil eder.\r\n\r\nMazhar-ı ism-i celâl olmasa idi lâle,\r\n\r\nBulamazdı bu kadar rütbe-i vâlâ lâle.\r\n\r\nEbruda lale motifi\r\n\r\nEbruda lâle\r\n\r\nNasıl zambak Fransa’nın, deve dikeni İngiltere’nin, sedir ağacı Lübnan’ın sembolü ise, lâle de Osmanlı’nın sembolüdür. Şark dünyası bir semboller dünyasıdır. Kullanılan her sözün, her bakışın, her hareketin arkasında başka mânâ vardır. Şarkın hisleri inkişaf etmiştir. Şark kalbi ile düşünür. Meramını açıkça değil, dolaylı anlatmayı sever. Bunun için insanî münasebetler daha ileridir. Aşk ve edebiyat hayatı canlıdır. Tezyinat daha ihtişamlıdır. Sanat ile insan iç içedir.\r\n\r\nBir vezir, aynı zamanda şairdir. Bir asker, aynı zamanda nakkaştır. Okuma yazma bilmeyen kadınlar, şiirle, meselle konuşur. Tabirlere, atasözlerine, mecaz ve teşbihe, hiçbir yerde bu kadar yer verilmemiştir.\r\n\r\nKemerde lale motifi\r\n\r\nKemerde lâle\r\n\r\n\r\nVakti geldi lâlezarın\r\n\r\n\r\nLâlenin anavatanı Anadolu’dur. Kırlık yerlerde gelincik çiçeğine lâle derler. Lâleler adlı Azeri türküsünde de anlatılan gelincik çiçeğidir. Selçuklulardan beri lâle çok sevildi. Çinilerde, kumaşlarda, halı ve kilimlerde, mücevherlerde, câmi, saray, çeşme bezemelerinde kullanıldı. Padişah kaftanlarını, pabuçlarını lale desenleri süsledi. Tarihimizde Yahya Kemal’in tabiriyle “Lâle Devri” diye anılan bir devir bile vardır.\r\n\r\n \r\n\r\nÇinide Lale Motifi\r\n\r\nÇinide lâle\r\n\r\n\r\nBir lâle soğanı 1000 altın\r\n\r\nLâleye düşkünlük, daha Kanuni Sultan Süleyman zamanında başladı. Bu küçük, yaprakları gayrı muntazam çiçekten, seçme ve melezleme yoluyla çiçeği badem, yaprakları hançer, uçları tığ şeklinde zarif bir çiçek yetiştirildi. Yüzlerce çeşidi üretildi. Bunlara Şuâ-ı Yakut (Yakut Işığı), \r\nNûr-i Sefîd (Beyaz Nur), Rûy-i Mahbûb (Sevgilinin Yüzü-ala), Subh-i Bahar (Bahar\r\nSabahı-beyaz), Goncaperver, Nâvek-i Gülşen (Gülbahçesinin oku) gibi tantanalı isimler verildi. Lâle müsabakaları tertiplendi. Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’nin yetiştirdiği Nûr-i Adn (Adn cennetinin nuru) adlı lâle bir defasında mükâfat kazandı. Lâlezarlar (lâle bahçeleri) popüler oldu. Lâleyi tasvir eden şiirler, lâlenâmelerde toplandı.\r\n\r\nLâle ile uğraşmak üzere bir Encümen-i Dâniş (akademi) bile kuruldu. İran’dan gelme Duhterî (Kızlık) adlı lâle soğanının tanesi 1000 altın‘a satıldı. Lâle fiyatları giderek arttı. Öyle ki Sultan III. Ahmed narh koymak zorunda kaldı. 1725 tarihli narh defterine göre 306 çeşidinden en pahalısı, 200 kuruş ile Nîze-i Rummânî (nar mızrağı) adlı lâledir.\r\n\r\nKaftanda Lale Motifi\r\n\r\nKaftanda lâle\r\n\r\n\r\nLâlenin Avrupa seyahati\r\n\r\n\r\nİlk lâle soğanını, 1562’de Alman diplomat Busbecq İstanbul’dan Viyana’ya götürdü.\r\nAvrupalılar bu çiçeğe hüsnü kabul gösterdiler. Adına da tulip dediler ki tülbentten gelir. Lâlenin seyahati Hollanda’ya uzandı. Çok renkli lâleler tutuldu. Amsterdam’da bir ev alabilecek paraya satıldı. İnsanların cemiyetteki yeri, bahçesindeki lâlelere göre tayin edilir oldu.\r\n\r\nLâle borsası çöktüğünde, bir gecede zenginler fakir düştü. 1634-1637 yılları arasında tam bir tulipmania (lale çılgınlığı) yaşandı. Alexandre Dumas’nın Siyah Lâle romanı bu devri anlatır.\r\n\r\n\r\n\r\nSiyah lâle\r\n\r\nŞimdi bile Hollanda lâleden, Türkiye’nin dış ticaret geliri kadar gelir elde ediyor. Kraliçe II. Elizabeth tarafından II. Cihan Harbi’ndeki yardımlarına bir şükran nişânesi olarak gönderilen lâle, şimdi Kanada şehirlerinde sokakları, bahçeleri süslemekte; festivaller tertiplenmektedir. Avrupa, hatta Amerika ve Japonya sahip çıkarken, anavatanı lâleyi unuttu. Hollanda’dan lâle ithaline kalkıştı. Bunlar kısırlaştırılmış soğanlar olduğu için, lâle sevdası pahalıya gelmeye başladı. Büsbütün vazgeçildi.\r\nLâle kız ismi olarak kaldı. Son zamanlarda İstanbul belediyesinin lâleye yeniden sahiplendiğini görmek memnuniyet vericidir.\r\n\r\nMücevherde Lale Motifi\r\n\r\nMücevherde lâle\r\n\r\nKanı yerde kalmadı\r\n\r\nLâlenin bir de efsanesi vardır. Ferhat, âşık olduğu  Şirin’in öldüğü haberini alır. Kendisini öldürür. Akan kan toprağa düşünce, bir çiçek hâlini alır. Kırmızı yapraklar Ferhat’ın ateşini, dibindeki siyah kısım ise yanarak kömür hâline geldiğini ifade eder.\r\n\r\nKaynak: Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci\r\n\r\nhttp://www.ekrembugraekinci.com/makale.asp?id=387\r\n\r\n 

Lâle Üzerine Notlar

 

\r\n\r\n

Mazhar-ı ism-i Celâl olmasa hakkâ lâle\r\nBulamazdı bu kadar rütbe-i vâlâ lâle

\r\n

İzzet Ali Paşa\r\n

\r\nLâle Çiçeğinin Yapısal Özellikleri:\r\n\r\n\r\nİran mitolojisine göre, \r\nbir yaprağın üzerindeki çiğ tanesine yıldırım düşmüş ve alev alan yaprak o haliyle donup kalarak lâleye dönüşmüş; \r\nGöbeğindeki siyahlık da, yıldırımdan kalan yanık izidir. (1)\r\n\r\nLÂLE, zambakgillerden bir süs bitkisidir. Yaprakları 2-8 adet, uzun ve mızraksı; çiçekleri türlü renklerde ve kadeh biçimindedir. Çiçekler, sap ucunda, çoğunlukla bir, bazen ikidir. Çiçeklerin, parlak renkli, hemen hemen bir birine eşit olan altı taç yaprağı vardır. Ayrıca çok tohumlu bir bitki olup, kapsül yapısında meyveleri vardır. (2)\r\n\r\nLalenin en önemli özelliği, kışın kardelenden sonra açan ilk çiçek olması ve 1,5 aylık ömre sahip olmasıdır. Lâle, eksi dereceden etkilenmez, donmaz ve bahar müjdecisi olarak da sembolik bir önem taşır. (3)\r\n\r\nLâle, soğanlı bir bitkidir. Soğanlı bir bitki olduğu için soğanın belli bir olgunluğa ulaşmasıyla bitkide çiçeklenme görülür. Toprak altında gıda maddesi depolamak üzere değişime uğramış gövdelere sahip, gösterişli çiçekleri olan soğanlı bitkilerin toprak üstündeki kısımları, büyüme mevsimini tamamladıktan sonra sararıp solar. Soğanları ise uzun yıllar yaşamaya devam eder. Taç yaprakları yere doğru olan lale türünün Latince adı  fritillaria imperialis’tir ve halk arasında Ters Lale, Ağlayan Gelin, Kerbela, Kral Lalesi, Kral Tacı, Yayla Çanı, Yere Bakan Lale olarak da bilinir.  (4,23)\r\n\r\nTers LâleHristiyanlıkta ters lâle Hz. Meryem’i temsil eder ve Ağlayan Gelin olarak anılır. Söylenceye göre, Hz. Meryem, Hz. İsa çarmıha gerilirken iki katre gözyaşı akıtmış ve gözyaşlarının toprağa düştüğü yerden bu çiçek bitivermiştir. Hazreti İsa’nın çarmıha gerilişi sırasında boynunu büktüğüne inanılan ve Hıristiyanlar tarafında kutsal sayılan ‘ters lale’, Müslümanlar tarafından da hüznün sembolü olarak mezarlıklara dikilir. Ters lale üzerine araştırmalar yapan Yrd.Doç.Dr. Şevket Alp, ters lalenin aslında bir Anadolu kültürü olduğunu belirterek, şöyle demektedir: “Hem kutsallık, hem de kültür motifi açısından önemli bir yere sahip olan ters lale, Anadolu’dan 16. Y.y.da Fransız bir botanikçi tarafından batıya götürüldü. Batılılar, kendi kültürlerini oluşturup efsaneler üretti. Ters lalenin Hazreti İsa çarmıha gerildiğinde ağlayıp hüzünlendiği için boynunu büktüğü ve ağladığı söyleniyor. Ama gün geçtikçe bunun bir Anadolu motifi olduğunu görüyoruz. Eski köy ve mezarlıklarda ters lale var. Anadolu çok eskiden beri bunu genellikle mezarlıklarda hüzün çiçeği olarak kullanmış. Boynunu büktüğü ve nektarları döküldüğü için ‘ağlayan lale’ olarak da adlandırılıyor. Sevdikleri öldüğünde yakınları mezara ters lale dikerek hüzünlerini böyle paylaşmışlar. Van’ın ve Hakkari’nin birçok mezarlığında ters laleyi görmek mümkün.”(5,23)\r\n\r\nMİTOLOJİDE lâle çiçeği, Güneş ve bitki Tanrısı olan Adonis’in (Tammuz) can verdiği sırada akan kanlarıyla sulanan toprakta yeşeren bitkidir. Adonis, İbranice “efendi” anlamına gelen Tammuz (Türkçe Temmuz) adının Yunanca karşılığıdır. (6)\r\n\r\nSümer ve Hitit kaynaklı söylenceye göre, Adonis 6 ay Afrodit’in yanında yani yeryüzünde ; 6 ay ise Persephone’nin yanında yani yeraltında yaşayan bir Tanrıdır. Adonis  yeraltına girdiğinde yaz biter, kış başlar; yeryüzüne çıktığında ise toprakların bereketi tekrar gelir ve ilkbahar başlar. (7)>\r\n\r\n\r\nThe Awakening of Adonis (ADONİS’İN UYANIŞI)Waterhouse, John William\r\n\r\nLübnan dağlarında, Nehri Adonis’te (Nehr-i İbrahim), aşk ve güzellik Tanrıçası, Venüs gezegeninin temsilcisi olan İştar’ın (Astarte/İnanna/Afrodit) büyük bir tapınağı vardır ve İştar bu tapınakta Adonis’e aşık olur. İştar’ın Adonis’e olan aşkını kıskanan tanrılar Adonis’in üzerine bir yaban domuzu salarlar. Domuzun saldırısıyla yaralanan Adonis, İştar’ın tapınağında kan kaybından can verir. Adonis’ten akan kanlarla sulanan toprakta Manisa laleleri denen bahar çiçekleri biter. Lübnan dağlarından çıkan Nehr-i İbrahim, ilkbaharda kıpkırmızı akar ve bu yüzden Adonis’ in kanıyla akıyor denir. O yamaçlarda bulunan laleler de Adonis’in temsili olur. Adonis’e saldırıldığı sırada, sevgilisinin yaralandığını haber alan ve yardımına koşan İştar’ın, yolda ayağına dikenler batar ve  vücudunda yaralar açılır. Aşk Tanrıçası İştar’ın yaralarından akan kanlar, civarda bulunan beyaz gülleri kırmızıya boyar : Tanrıçanın çiçeği olan beyaz gül, kırmızı güle dönüşmüş olur.  Böylece, kırmızı lâle Adonis’in; kırmızı gül de Afrodit’in temsilcisi olarak görülmeye başlanır. (7)\r\n\r\nLâle kelimesinin kökenine baktığımızda, Prof. Dr. Ahmet Kartal, “Klâsik Türk Şiirinde Lâle” adlı eserinde, Batı dillerinde, lâlenin, ‘tulip’ adını, sarık manasına gelen Farsça “tülbend” kelimesinden aldığını söylemektedir. Halil Nihad (Boztepe) ise hazırladığı Nedîm Divanı’nın sonuna eklediği “Lügatçe” kısmında, ‘lâle’nin, kırmızı ve kırmızılı bir çiçek olduğu için, Farsça kırmızı anlamına gelen “la’l”den türediğini söylemektedir. Lale kelimesi, Süleyman Uludağ’ın Tasavvuf Terimleri Sözlüğü kitabında ise şöyle geçer: “Lale (Farsça): 1. Marifetlerin neticesi olan temaşa. 2. Sevgilinin, aşığını yaralayan gül renkli çehresi.” (8, 19).\r\n\r\nİSLAM TASAVVUFUNDA, lâle Allah’ı; gül ise Hz. Muhammed’i remzeder. İslam tasavvufunda Allah’ı remzeden lâle bitkisinin, mitolojide de, adı “Efendi” mânâsına gelen Güneş Tanrısı Adonis’i remzetmesi bir tesadüf değildir. Mitolojinin güneş Tanrısı Adonis ile tasavvuf geleneğinde ilahi aşkla yanarak, etrafına ziya saçarak can vermesiyle, adeta bir güneş (şems) olarak nitelenen, “Efendi”  arasında çeşitli açılardan benzerlikler kurulabilir. Adonis, bir tanrıça değil, tanrıdır: yani erkektir:  dölleyerek hayat kazandırandır. Tasavvuf geleneğinde de güneş ile remzedilen Efendi, Adonis gibi, “er” kişidir; yani dişinin (döllenebilir/hayat bulabilir olanın) karşısındaki erkektir (dölleyici/hayat verici olan).\r\n\r\nAdonis’in bazı kaynaklarda Afrodit’in oğlu olarak geçmesi de mânidardır. Buna göre, Aşk (Afrodit), Güneş’i (Adonis’i); diğer bir tabirle, dişil olan (Afrodit), eril olanı (Adonis’i) doğurur. Başka bir deyişle de, Afrodit, kendi kanından -yani canından- olana aşık olur diyebiliriz.\r\n\r\nAdonis söylencesinde dikkati çeken bir diğer nokta, Adonis’in güzelliği ve etrafında –aşk tanrıçası da dahil- âşıklarının olmasıdır. Tasavvuf geleneğinde ise, benzer şekilde, Efendi’nin güzelliği dillere destandır ve peşinde kendisine hayran âşıkları vardır. Aşıkların, maşukları olan Efendi’ye kavuşmak için düştükleri yolda sıkıntılara katlanmalarını sağlayan tek şey, aşklarıdır. Bu durum, Afrodit’in Adonis’e kavuşmak için koştuğu yolda gül dikenleri tarafından yara bere içinde kalmasına rağmen aşkının verdiği güçle yola devam etmesine benzer.\r\n\r\nNasıl ki Adonis’in gelmesiyle bahar gelir ve Adonis baharın müjdecisidir; lale de doğada baharın, yani yeniden dirilişin müjdecisi olan çiçektir. Efendi de bu açıdan laleye benzer: gelişi, hem kışın bitişinin hem de baharın dirilişinin müjdecisidir. Ve Efendi de lale gibi, eksi derecelerden etkilenmez ve donmaz.\r\n\r\nTasavvuf geleneğinde, İnsan-ı Kamil yani Efendi, Arap harfleri arasında Elif harfi ile remzedilir. Botanik âleminde de, tek dallı bir çiçek olması, gövde kısmının dimdik olması, soğanının dallanmayıp tek bir sap ve bir çiçek vermesinden ötürü lâle çiçeği ile Elif harfi arasında bir ilişki kurulabilir. Arap harfleriyle lâlenin yazılımı ile Allah kelimesinin yazılımı ile aynı harflerle  yapılır: 1 Elif, 2 lâm, 1 he.  Elif harfinin ebced değeri 1; lâm harfinin 30; he harfinin ise 5’tir. Buna göre, Lâle ile Allah kelimelerinin ebced hesabıyla sayı değeri 66 eder. Bu sebepten, İslam tasavvufunda, lâlenin, Allah’ı ve onun birliğini ve güzelliğini simgelediği düşünülmüştür.  Lâle, Arap harfleri ile yazıldığında  tersten okunursa ortaya  Hilâl yani Ay kelimesi çıkar.\r\n\r\nDolayısıyla burada kalb sanatı yapılmaktadır. Kalb sanatı, bir sözcüğün harflerinin yerlerini değiştirerek yapılan cinastır. Ancak, bu yolda ortaya çıkan yeni sözcüğün anlamlı olması gerekir.\r\n\r\nKalb sanatı iki ayrı şekilde yapılır. Bunlardan ilki, bir kelime tersten okunduğu zaman yine anlamlı bir kelimenin çıkmasıdır ki buna kalb-i kül denilir: (8)\r\n\r\nHilâl:     /    Lâle :  \r\n\r\nİkincisi ise bir kelimenin harflerinin düzenli olarak değişmediği sanattır ki buna da kalb-i ba’z denilir:\r\n\r\nAllah   /     Lâle  \r\n\r\nLâle harfinin tersten okunduğunda Hilâl kelimesini oluşturması oldukça mânidardır. Hilâl, mitolojide, Venüs gezegeninin simgesinde, erkeği temsil etmektedir. Babil kaynaklarında da, canlılığın erkek ilkesi olarak Adonis ve dişi ilkesi olarak da Astarte (İştar, Aştart) gösterilmektedir (9). Dolayısıyla bu durum, lâlenin eril olanı temsil ettiğine dair düşünceyi güçlendiren bir kanıt niteliğindedir.\r\n\r\nVenüs sembolüİştar’ın temsil ettiği Venüs gezegeninin simgesinde, üstteki hilâl erkeği, alttaki artı işareti kadını, halka ise her iki yanında birbirini dengeleyen birer cinsiyetin bulunduğu bireyi temsil eder.  Yunan mitolojisinde Hermes ve Afrodit, Hermafroditus adını verdikleri bir çocuk sahibi olurlar. Bu çocuk, hem erkek hem kadın organlarına sahip olan bir çocuktur. (10)\r\n\r\n      \r\n\r\nLâle, klasik türk edebiyatında, özellikle de şiirde renginden dolayı, kan, mum, şarap, yanak, yara, taç, kadeh, sevgilinin yüzü gibi unsurlara benzetilmiştir. Bunlarla birlikte, hizmetçi, insan, maşraba, mızrak gibi kelime ve kavramlarla da birlikte düşünülmüştür. (11)\r\n\r\nAnadoluda, lâleyi şiirlerinde ilk kez kullanan kişi Hz. Mevlâna Celaleddin Rumi’dir. (12) Hz. Mevlâna’nın lâle çiçeği ile ilgili şiirlerine örnek vermek gerekirse:\r\n\r\n“Bize kadehsiz olarak, lâle renkli şarabı sun; sun da, gül, bizim kızarmış yüzümüzü görsün, secdeye kapansın.” (13)\r\n\r\n“Madem ki, aşk yoluna düştün gidiyorsun, eteğini topla; çünkü bu yolun toprağı kanla yoğrulmuştur. Görmüyor musun? Lâle, gül renkli etekliğiyle gidiyor. Ama topraktan kanlara bulanmış olarak bitiyor. Baş kaldırıyor. Benim canım, o gönüle dogru kanat çırpıp gitmede; çünkü o, pek güzel, pek neşeli, pek ölçülü gidiyor.” (13)\r\n\r\n“Sevgilinin, yüzlerce ilkbaharın gül bahçelerine benzeyen yüzünü görmezsem, lâle gibi gönlüme ateş düşer yanar, kararırım.” (14)\r\n “Ecel gelip çattıgı için yüzün safran gibi sararıp soldu ise üzülme, ötelerde erguvan renkli lâlelikte oturmaya başlarsın.” (14) \r\n“Sen nesin? Nereden geldin? Nerelisin? Asıl vatanın neresidir? Nasıl bir cevhersin, madenin nerededir? Ancak, aşk yol gösterdi de beni çekti, sana getirdi. Bu yüzden ben önce aşkın kuluyum, kölesiyim. Sonra senin o elini, benim kan aglayan gönlümün üstüne koydu da; “Bu kimindir?” diye sordu. Ben utanarak ona yavasça; “Senindir.” dedim. Sonra güzel gözleri ile gözlerime baktı. “Peki, bunlar nedir? Kimindir?” diye sordu. “Bunlar senin inciler saçan iki nemli bulutundur dedim. Zagferan renginde olan ve kan ağlayan gönlümü, lâle bahçesi sandı. Ona; “Ey gül yanaklı, yanılma, bu gördügün lâle bahçesi degil, bunlar senin gül bahçesi gibi olan güzel yüzünün aksidir, nakşıdır.” dedim. (15)\r\n“Onun güzel yüzünden, o gül yanaklarından şarap üstüne şarap içelim, biz de gül ve lâle gibi birbirimize yakın dost olalım. Çünkü dünyada dostluktan daha güzel bir şey yoktur”. (15)\r\n“Bütün bağlar, bahçeler, gönülleri avlamak için tuzak olmuşlar; her yer yeşil bir renge bürünmüş! Gül ile lâle, ellerine şarap kadehlerini almışlar, insanlara sesleniyorlar: “Buraya gelin; neyiniz var, söyleyin!” diyorlar!” (15)\r\n“Ey bizim yapma gücümüzü, cüz’î irademizi elimizden alan! Aslında, bizim irademiz yoktur; bizim irademiz Sen’sin! Biz, safran dalları gibiyiz; bizim lâle bahçemiz Sen’sin!” (15)\r\n\r\nLâlenin açtığı çiçek 6 yapraklıdır. Allah’ın zati sıfatları 6 tanedir; insan 6 yönlü bir varlıktır; Kabe 6 yönlü bir geometrik yapıdır; Arapça’da velayeti sembolize eden Vav harfinin ebced değeri 6’dır; lalenin ebced değeri 66’dır; Allah’ın ebced değeri 66’dır.\r\n\r\nLâle, “sevgilinin, aşığını yaralayan gül renkli çehresidir” ; lâle Elif’tir, lâle Efendi’dir; lâle Hakk cemalidir.\r\n\r\n12. Yüzyıldan itibaren Anadolu’da yapılan mimari eserlerde ve çinilerde lâle motifi değişik renklerde ve sık sık kullanılmıştır. Lâle motifleri ile dikkat çeken bir mimari eser de, II. Selim’in emriyle Mimar Sinan tarafından Edirne’de yaptırılan ve yapımı 1568-1575 yılları arasında tamamlanan Selimiye Camii’dir.\r\n\r\n\r\nSelimiye Camiisinin içi (21)\r\n

\r\n
\r\n
\r\n

\r\n

\r\n

\r\n

\r\n

Mimar Sinan, şaheseri Selimiye Camiisi için şunları söylemektedir :“Kalfalığımı İstanbul’daki Şehzade Camisi’nde yaptım. Ustalığımı da Süleymaniye Camisi’nde tamamladım. Fakat bütün gücümü bu Sultan Selim Han Camisi’ne sarfedip uzmanlığımı gösterdim ve anlattım.” (16)Büyük bir mimari ustalık eseri olarak görülen Edirne’deki Selimiye Camii’nin mimari özelliklerinin bir kısmından bahsetmek gerekirse:Selimiye Camii’nden önceki kubbeli yapılarda, asıl kubbe, kademeli yarım kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii tek bir kubbe ile örtülmüştür.\r\n\r\nKubbe 8 sütuna dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Kasnak, filayaklarına 6 metre genişliğinde kemerlerle bağlıdır. Minareler kubbeye yakındır ve bu durum, camiyi göğe doğru uzanıyormuş gibi gösterir. Yapının, kuzeye, güneye ve avluya açılan 3 kapısı vardır. Selimiye Camiisinin üçer şerefeli dört minaresi vardır. Bu minarelerden aynı anda üç şerefeye de birbirini görmeden üç kişi çıkabilir. Birinci merdivenle birinci ve üçüncü şerefeye, ikinci merdivenle ikinci ve üçüncü şerefeye, üçüncü merdivenle doğruda doğruya üçüncü şerefeye çıkılır. Aynı anda çıkan üç kişi birbirinin sesini duysa bile birbirlerini göremezler. Selimiye minarelerinin kubbeye olan uzaklıkları hep aynıdır. Büyük kubbenin tam altındaki hünkar mahfili, 12 mermer sütunludur ve 2 metre yüksekliğindedir. Selimiye’nin öncesinde ve sonrasında rastlanmayan biçimde, kubbenin tam altına, caminin merkezine yerleştirilen müezzin mahfili kendi başına bir mimari eserdir. (16) Selimiye Camii Kubbesinin\r\niçten görünümü (21)

\r\n \r\n

\r\n
\r\n
\r\n

\r\n

\r\n

\r\n

\r\n

\r\n

\r\n

\r\n

Müezzinler Mahfili, namaz kılınırken müezzinlerin, imamın tekbirlerini, arka saflara duyurmak için, tekrarladıkları yerdir. Selimiye’nin içindeki sembolik yeri, altındaki şadırvanı ve kalemişi süslemeleri ile benzersizdir. Yüksekliği 18 m., boyutları ise 6×6 olup;  12 mermer ayak üzerine kondurulmuş bir ahşap yapıdır. Müezzinler mahfelinin kuzeydoğu yönünde, köşedeki mermer ayağında, küçük bir ters lale motifi bulunur. Müezzinler Mahfeli’ndeki ters lale dahil, Selimiye çinilerinde  değişikboy, renk ve biçimde 101 ayrı türde  lale motifi kullanıldığı tesbit edilmiştir. (16)
Selimiye camiisi müezzinler mahfili (24)

\r\n Müezzinler mahfilinin camiinin tam ortasına inşa edilmesi ve boyutlarının 6×6 olması, kabeyi; 12 ayak üzerine oturtulması, 12 imamı; altındaki şadırvan ilmi ledün suyunu; ters lale motifi ise İnsan-ı Kamili çağrıştırmaktadır.\r\n\r\nİşlenen ters lale motifinde, lale bitkisinin 4 yaprağı vardır ve lalenin kökleri yukarıdadır. 4 yapraklı olup da kökleri üst tarafta bulunan canlı, insandır. İnsanın 4 yaprağı vardır: 2 el + 2 bacak ve insanın yaşamını sağlayan kökleri de üst tarafta yani başında bulunur ki bu da beynidir.\r\n\r\nKökleri ve soğanı arşda; çiçeği ve meyveleri ise arzda olan lâle, İnsan-ı Kamildir.\r\n\r\n“Secdeye varmış İnsan’dır”. i\r\n\r\nMüezzinler mahfilindeki ters lale motifi (25)\r\n\r\n \r\n

LÂLE ÜZERİNE NOTLAR

\r\n

Elif ERSOY

\r\n

 KAYNAKÇA

\r\n\r\n

    \r\n
  1. Hakverdioğlu, M.  (2008).  Lâle Devri ve Lâle İsimleri. Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic. Sayı 3 / 4. 26 Kasım 2009, http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/metin_hakverdioglu_lale_devri_lale_isimleri.pdf
  2. \r\n

  3. Karakaş, R. (26 Mart 2005) Osmanlılarda Lâle Kültürü. 26 Kasım 2009,  http://lidya.hacettepe.edu.tr/~b0152659/public_html/osmanlidalalekulturu.htm
  4. \r\n

  5. Efsanelerin Çiçeği Lâle. (b.t.). 26 Kasım 2009, http://www.cicekansiklopedisi.com/cicek/1225-Efsanelerin-cicegi-lale.html
  6. \r\n

  7. T. C. Çevre ve Orman Bakanlığı. (2007).  2006 Yılı Hakkari İl Çevre ve Durum Raporu. 26 Kasım 2009, http://www.cedgm.gov.tr/icd_raporlari/hakkariicd2006.pdf
  8. \r\n

  9. Bekleyen, O. (4 Mayıs 2009). İki Dinin Kutsal Çiçeği “Ters” Lâle. Hürriyet. 26.11.2009, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11572941.asp
  10. \r\n

  11. Erhat, A.  (1993). Mitoloji Sözlüğü. (5. Baskı) İstanbul: Remzi Kitabevi.
  12. \r\n

  13. Altaylı, F. (Yapımcı). 5 Nisan 2009. Teke Tek. (televizyon programı). İstanbul: Haberturk.
  14. \r\n

  15. Tak, S. (15 Kasım 2008). Tasavvufta Lâleye Bakış. Ney Dergisi, 4. 26 Kasım 2009. http://www.neyforum.biz/Neydergisi/sayi_4/index4.html
  16. \r\n

  17. Adonis (b.t.). 26 Kasım 2009, http://www.felsefeekibi.com/mitoloji/adonis.html
  18. \r\n

  19. Venüs Sembolü. (b.t.). 26 Kasım 2009, http://tr.wikipedia.org/wiki/Ven%C3%BCs_sembol%C3%BC
  20. \r\n

  21. Önal, S. (2009). Klasik Türk Edebiyatında Lâle ve Edebi Bir Tür Örneği Olarak Lâle Şiirleri. Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic. Sayı 4 / 2 . 26 Kasım 2009, http://turkoloji.cukurova.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/sevda_onal_lale_siirleri.pdf
  22. \r\n

  23. Yıldırım, I. P. (2004). Lâle Devrinde Kültür ve Edebiyat. Yayınlanmamış Yükseklisans Tezi, Kırıkkale Üniversitesi
  24. \r\n

  25. Can, Ş. (2000). Divan-ı Kebir Seçmeler 1. (1. Baskı). İstanbul: Ötüken Neşriyat.
  26. \r\n

  27. Can, Ş. (2000). Divan-ı Kebir Seçmeler 2. (1. Baskı). İstanbul: Ötüken Neşriyat.
  28. \r\n

  29. Can, Ş. (2000). Divan-ı Kebir Seçmeler 3. (1. Baskı). İstanbul: Ötüken Neşriyat
  30. \r\n

  31. Usal, A. (25 Aralık 2006). Selimiye Camii. Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı. 26 Kasım 2009, http://www.edirnevdb.gov.tr/kultur/pdf/selimiye.pdf
  32. \r\n

  33. Kanar, M. (22 Aralık 2003).  Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. 26 Kasım 2009,  http://www.sevde.de/OsmanliTurkcesiSozlugu.pdf
  34. \r\n

  35. Filiz, L. (2008). Noktanın Sonsuzluğu Birinci Kitap (9. Baskı). İstanbul: Pan Yayıncılık
  36. \r\n

  37. Uludağ, S. (2001). Tasavvuf Terimleri Sözlüğü (2. Baskı). İstanbul: Kabalcı Yayınları
  38. \r\n

  39. Şeyban, L. (2007). Osmanlı Dönemi Taraklı Mezar Taşları ve Kitabeleri. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları. 26 Kasım 2009,  http://www.sakarya.bel.tr/pictures/upload/tarakli.pdf
  40. \r\n

  41. Sultan Selim Camiisi (b.t.) ÇEKÜL Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı. 26 Kasım 2009, http://www.sinanasaygi.org/eserler.asp?action=eserDetay&ID=172
  42. \r\n

  43. Panoramik Türkiye Fotoğrafları. (b.t.) 26 kasım 2009, http://www.360tr.com/22_edirne/selimiye/
  44. \r\n

  45. İnsana Dair Efsaneler, Destanlar, il il efsane, Mit, Söylenceler. (Şubat 2008). http://www.efsanemit.com/2008/02/ters-lale.html
  46. \r\n

  47. (b.t.) 26 Kasım 2009, http://imgtr.fotokritik.com/photos/lowres/2/2/7/227367/a8f15c4f4c3cc07f1c96a6856084a922.jpg
  48. \r\n

  49. Selimiyecamii.com (b.t.) 26 Kasım 2009, http://www.selimiyecamii.com
  50. \r\n

Lalenin Anadolu Bitkisi Olduğunun Tescili

\r\n

Denizli’nin 5 kilometre uzağında bulunan antik Laodikya kentinde kazı ve restorasyon çalışmaları sürerken, bulgular tarihe ışık tutmaya devam ediyor.

\r\n

\r\nDenizli’nin 5 kilometre uzağında bulunan antik Laodikya kentinde kazı ve restorasyon çalışmaları sürerken, bulgular tarihe ışık tutmaya devam ediyor. İki yıl önce Laodikya Kilisesi’ndeki kazılar sırasında bulunan 1700 yıllık mozaik tabakanın yanında süren çalışmalar sırasında, mozaik üzerine işlenmiş lale figürü bulundu. Laodikya Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek, “1700 yıl önce insanlar bilmediği bir bitkinin kabartmasını yapamaz, resmini çizemez, mozaike işlemez. Demek ki, o dönemde Denizli yöresinde lale vardı. Vardı ki, Laodikyalılar kutsal saydıkları lale bitkisini mozaik üzerine işlemiş” dedi.\r\n\r\nLaodikya kazılarında bulunan kalıntılar, kabartmalar tarihe ışık tutmayı sürdürüyor. İsmi Hollanda ile özdeşleşen lale bitkisinin 1700 yıl önce Denizli bölgesinde yetiştirildiği ve bilindiği Laodikya kazı ve restorasyon çalışmalarındaki bir bulguyla ortaya çıktı. 2010 yılında Laodikya Kilisesi’ndeki kazılarda mozaik tabaka bulundu. Büyük heyecan yaratan bu buluşun ardından, mozaik tabakanın olduğu yerde restorasyon çalışmalarına başlandı. Kazı heyeti, mozaik tabakanın olduğu yerde bu kez mozaik üzerine işlenmiş lale figürü buldu.\r\n\r\nLaodikya Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek, lale figürünün bulunmasının basit bir olay olmadığını, tarihe ışık tuttuğunu söyledi. Prof.Dr. Şimşek, “1700 yıl önce insanlar bilmediği bir bitkinin kabartmasını yapamaz, resmini çizemez, mozaike işlemez. Demek ki, o dönemde Denizli yöresinde lale vardı. Vardı ki, Laodikyalılar kutsal saydıkları lale bitkisini mozaik üzerine işlemiş. Bu buluş lalenin Anadolu bitkisi olduğunu gösteren önemli bir kanıttır. Lale, antik çağda da, saflık, temizlik, kutsal ruh, zenginlik ve Hz. Meryem’i temsil ediyordu. Günümüzde de, gerek Hıristiyanlar gerekse Müslümanlar için kutsal sayılan bir bitkidir. Hollanda’ya lale bitkisi 16’ncı yüzyılda Anadolu’dan gitmiştir” diye konuştu.\r\n\r\n- Denizli\r\n\r\n 

Lale, öz vatanı Anadolu’da yetiştirilecek

Türkiye, Anadolu topraklarından 100 yıl önce Avrupa’ya götürülen laleyi öz vatanına kavuşturmak için harekete geçti.\r\n\r\nTarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nce (TAGEM) geliştirilen proje ile ülkenin dört bir yanından toplanan soğanlı bitkiler (lale, sümbül, kardelen), Yalova’da kurulacak Türkiye Geofitleri (doğal çiçek soğanı) Bahçesi’nde yeniden canlandırılacak. Böylece Türkiye tarihinde bir devre ismini veren lale artık Hollanda’dan ithal edilmeyip Anadolu’da üretilecek. 2005 yılında başlatılan proje kapsamında şimdiye kadar doğada kaybolmaya yüz tutmuş 260 çeşit soğanlı bitki toplandı.\r\n\r\nTAGEM Genel Müdürü Doç. Dr. Masum Burak, projenin Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından kabul edilerek 2011-2013 yılı yatırım programına alındığını açıkladı. Şimdiye kadar toplanan 260 çeşit soğanlı bitkinin ağırlıklı Yalova olmak üzere 5 enstitüde muhafaza edildiğini anlatan Burak, “Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de 100 civarında soğanlı süs bitkisi türü var. İkinci bir projeyle önümüzdeki 4 yıl içinde tamamını toplayacağız.” dedi.\r\n\r\nTAGEM, 2 milyon liralık yatırımla Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nde Türkiye’nin en büyük geofit bahçesini kuruyor. Türkiye’nin değişik yerlerinden sökülen soğanlı ve yumrulu süs bitkilerinin burada yetiştirilerek ekonomiye kazandırılacağını belirten Burak, “Hollanda, Türk bitkisi olan laleden büyük gelir elde ediyor. Artık bu durum olmayacak. Bu projeyle laleler Türkiye’de çoğaltılacak.” diye konuştu. Masum Burak, Türkiye’nin değişik coğrafyalarında yetişen soğanlı ve yumrulu süs bitkilerini bir mekânda sergileyerek hem halkın görmesini sağlayacaklarını hem de üretim tekniklerini geliştirerek ticarete kazandıracaklarını ifade etti.\r\n\r\nBurak’ın verdiği bilgilere göre, bahçe 100-150 dekar alan üzerinde olacak. Toplam 2 milyon liraya mal olacak bahçenin büyük bölümü 2011 yılında tamamlanacak. Özel sera ve laboratuvarların da olacağı bahçede üretilecek soğanlı bitkilerin ekonomiye katkısının yıllık 40 milyon dolar civarında olması bekleniyor.\r\n\r\nİstanbul’un simgesi, en çok Hollanda’da yetişiyor\r\n\r\nOsmanlı İmparatorluğu tarihinde 1718 ile 1730 yılları arasındaki dönem Lale Devri diye tanımlanır. Anadolu topraklarından 100 yıl önce Avrupa’ya götürülen lale, en çok Hollanda’da yetişiyor. Topraklarının dörtte birinde lale yetiştiren ülke, yılda 6 milyar adet lale soğanı üreterek bütün dünyaya satıyor. Hollanda’da en önemli ihraç ürünü olan bu güzel çiçek, ülkenin ekonomik gelişmesine büyük katkı sağlıyor.\r\n\r\nİstanbul’un simgesi olarak kabul gören lale, soyluluğun en değerli öğesi sayılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Türk kültürünün bir parçası olan laleyi yeniden İstanbullularla buluşturmak için 2005 yılında festival başlattı. Uluslararası İstanbul Lale Festivali, her yıl nisan ayında düzenlenen etkinliklerle kutlanıyor.\r\n\r\nKaynak: Zaman Gazetesi

İstanbul’da Lale Zamanı

\r\n\r\nLale, adını bir devre vermiş, doğu kültür ve mitolojilerinde özgün bir yere sahip özel bir çiçektir. Orta Asya’dan Anadolu’ya, kilimlerimizden tablolarımıza, bahçelerimizden parklarımıza kadar hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır.\r\n\r\nLale, 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olan şehrimizin de sembolü haline gelmiştir.\r\n\r\nDünü, bugünü ve geleceğiyle lale İstanbul’dur. İstanbulludur.\r\n\r\nBu duygu ve anlayıştan hareketle geçtiğimiz son 6 yılda İstanbul’un bahçelerinde, parklarında, meydanlarında, pencere önlerindeki saksılarda milyonlarca lale açtı. Düzenlediğimiz sempozyumlarla dünden bugüne lalenin tarihini ve yerini tartıştık, İstanbul Lale’sini daha iyi ve yakından tanıdık. En güzel Lale Yarışması ile festivale sizlerin coşku ve heyecanını taşıdık. Laleyi, düzenlediğimiz sergilerle, sanat etkinlikleri kapsamında halkımızla buluşturduk.\r\n\r\n7. İstanbul Lale Festivali kapsamında, bu yıl da İstanbul ve İstanbullular lalesiyle yeniden buluşuyor. Laleler, yine sokaklarımızı, parklarımızı, bahçelerimizi ve meydanlarımızı renklendiriyor.\r\n\r\nTarihi değerimiz lalelerle yapacağımız bu muhteşem buluşmaya tüm İstanbulluları davet ederken; bize bu zengin mirası bırakan ecdadımıza sonsuz şükranlarımı sunuyorum.Asırlar öncesinden günümüze gelen lalelerle olan keyifli yolculuğumuzun sonsuza dek sürmesini tüm yüreğimle diliyorum.\r\n\r\nDr. Kadir Topbaş\r\nİstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı