Anadolu’nun Dünyaya Armağanı Lâle

Soğanlı ve otsu bir bitki olan lale çiçeğinin asıl vatanının Orta Asya olduğu ve Türkler tarafından Anadolu’ya getirildiği sanılmaktadır. Roma ve Bizans dönemine ait sikke ve anıtlarda hiç kullanılmaması, lalenin bu uygarlıklar tarafından tanınmadığını gösteriyor. Anadolu’da 12. yüzyıldan itibaren el sanatlarında süsleme motifi olarak kullanılmaya başlayan laleyi, şiirlerinde kullanan ilk şair de Mevlana Celaleddin-i Rûmî olmuştur. Divan ve rubaîlerinde lale ile ilgili pek çok mısra bulunmaktadır.\r\n\r\nAvrupalılar laleyi ilk önce bir çeşit zambak sanmışlar ve öyle isimlendirmişlerdir (Lilium). 1546 yılında Yakındoğu’ya bir araştırma gezisi yapan Fransız hekimi P. Belon hatıratında laleyi ‘Lils rouges‘ (kırmızı zambak) ismiyle anmakta ve birçok yabancının soğanları için gemilerle İstanbul’a geldiklerini kaydetmektedir.\r\n\r\nLalenin kesin olarak hangi tarihlerde Avrupa’ya götürüldüğü bilinmemekle birlikte Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Büyükelçisi A. G. Busbecq’in yurduna götürdüğü bitkiler arasında lale soğanlarının da olduğu sanılmakta. Busbecq, 1554 tarihli hatıratında laleyi ilk gördüğü yerin Edirne-İstanbul yolu kenarındaki tarlalar olduğunu belirtiyor. İşin ilginç tarafı, Bosbecq’in tariflediği bölge olan Silivri’de halen lale üretimi yapılmakta ve soğanları buradan Hollanda’ya ihraç edilmektedir. Yaklaşık 400 yıllık bir lale üretim bölgesi, bu muhteşem çiçeğin üretiminin, Anadolu insanın tarihine sıkı sıkıya bağlı bir gelenek ve alışkanlık olduğunu gösteriyor.\r\n\r\nAvrupa dillerinde lalenin karşılığı olarak kullanılan Tulip veya Tulipe (Latince; Tulipa) kelimesi de, Busbecq’in hatıratında geçen, Türklerin bu bitkiye ‘Tulipan‘ adını verdikleri bilgisinden kaynaklanıyor. Bu bilginin de, Busbecq’in tercümanı ile arasında geçen bir yanlış anlama sonucu, Anadolu kadınının başörtüsü olarak kullandığı tülbent kelimesinden geldiğini S. W. Murray kaydetmektedir.\r\n\r\nLale en parlak dönemini 16-18. yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşamıştır. Süs bitkisi ve süsleme motifi olarak kullanımı III. Ahmed (1673-1736) döneminde doruk noktasına çıkmış ve 1718-1730 yılları arası, daha sonra tarihçiler tarafından ‘Lale Devri‘ olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde basılan ‘Lale Mecmuası‘nda 50 kadar çeşidinin resimlendiği lalenin çeşitli kaynaklara göre 2000’den fazla değişik türünün olduğu belirtilmektedir.\r\n\r\n17. yüzyıl sonlarından itibaren laleye karşı olan ilginin olağanüstü artışı, ünlü soğanları elde etme isteği, bazı nadir lale soğanlarının fiyatlarının olağanüstü artmasına sebep olmuştur. Bunu engellemek amacıyla 1725 yılında fiyatları saptayan bir listenin oluşturulması (Lale Narhı), bu müthiş tutkunun en önemli kanıtlarından biri olsa gerek.\r\n\r\nLalenin Anadolu’dan ilk yolculuğu Viyana’ya olmuştur. Oradan Hollanda’ya ve ardından da Kanada’nın başkenti Ottowa’ya geçmesiyle lale, tüm dünyada tanınır hale gelmiştir. Bu uzun yolculuğunun son durağı olan Ottowa, Hollanda ve Japonya, Anadolu’nun bu ünlü çiçeğinin adına festivaller düzenlemektedir.\r\n\r\nAntik çağlardan bu yana önemli bir yerleşim merkezi olan ve 1326 yılında Osmanlılar tarafından fethedilen ve başkent ilan edilen Bursa, lalenin kendi öz yurduna olan özlemini, bir uluslararası festivalle kutladı geçen ay. Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Sanayici ve İşadamları Derneği (BUSİAD) ve Bursa Kültür ve Sanat Turizm Vakfı’nca 1-3 Mayıs tarihlerinde düzenlenen I. Uluslararası Bursa Lale Festivali’ne, Hollanda, Kanada ve Japonya katıldı. Festival süresince, bu çok farklı kültürlerin kaynaşmasına katkıda bulunan lale, güzelliği ve zerafeti ile insanlar ve kültürler arasında bir köprü vazifesi görmeye devam ediyor.\r\n\r\nSami Boyacı\r\n\r\nhttp://web.deu.edu.tr/~ilyas/edebiyat/lale.htm

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir